İki metreden biraz daha yüksek, sarı bir yelek giyiyordu ve konuşurken evlerin camları titriyordu. Şiirlerini kağıt üzerinde değil, boğazlarında yazıyordu ve sesi beklenmedik yerlerde bile duyuluyordu. Vladimir Mayskovski sadece bir şair değil, hala ders kitaplarına sığmayan bir fenomendir. Onun ölçeği yazdığı satırların sayısıyla ölçülemez — onun ölçeği, şairliğin ne olabileceği konusunda ne kadar değiştirdiği ve kendisinin nasıl bir şair olduğudur. Bu makalede, Mayskovski'yi sadece büyük değil, aynı zamanda evrensel bir figür olarak做什么 anlaymaya çalışacağız.
Mayskovski 1893 yılında Gürcistan'da doğdu, ancak çocukluğu erken sona erdi: 1906 yılında baba ölünce, ailesi Moskova'ya taşındı. Orada, devrimci kızgınlık atmosferinde genç Volodya sosyal demokratlara katıldı, gizli çalışmalara katıldı ve üç kez hapse düştü. Hapislikte yazmaya başlayan onun, bunlar isyanın bir eylemi, yalnızlıkla boğulmaktan kurtulma bir yolu olarak oldu. Ancak, bu satırların yeni bir çağın başlangıcı olacağını bilemezdi.
1912 yılında David Burlyuk ile tanıştı ve o, onun şiirlerini duyunca «Mayskovski, bir yetenek» dedi. Bu sadece bir takdir değil, bir teşhisdi. Burlyuk, diğerlerinin görmediğini onda gördü: dili bir silah haline getirme, heceleri darbeler haline getirme yeteneği. Bu, Rusya'nın ana futüristinin yolu başladı, sadece şiir yazan değil, kelimelerle gerçekliği yeniden yapılandıran biri.
Mayskovski'nin ilk halka açık performansları skandaldı. Sarı yeleğiyle sahneye çıktı, bu yeleği özellikle kalabalığa karışmaması için yapmıştı. Şiirlerini böyle sesle okuyordu ki, salon patlıyordu — biri coşkuyla, diğeri öfkeyle. Onu kabul etmiyorlardı, ancak göz ardı edilemiyordu. 1915 yılında, yeni sanatın manifestosu olan, çirkin, gürültülü ve en kişisel sanat korkusuzluğunu gösteren ünlü «Koltuklu Bulut» şiirini yazdı.
Mayskovski ofis şairi değildi. Bir konuşmacı şair, bir agitasyon şairiydi. Kelimenin hayatı değiştirmesi, sadece süslemesi olmasını inanıyordu. Bu yüzden şiirleri her zaman bir krik, bir çağrı, bir darbe. Ritmi, heceleri, şiirin alışkanlık halindeki düzenini yıkar, okuyucunun tutsuz kalmasını sağlar. Ünlü «merdiven» formel bir yöntem değil, nefes almanın, duraklamanın anlam üzerinde çalışmasını sağlayan bir yöntem.
1917 devriminden sonra Mayskovski neredeyse yeni iktidarın resmi sesi oldu. Agitasyon posterleri yazdı, «ROSTA Pencereleri» için afişler hazırladı, filmler için senaryolar yazdı, işçi ve köylüler için şiirler yazdı. Ünlü «Vladimir İlyich Lenin» şiiri sadece bir edebi eser değil, aynı zamanda bir politik eylem oldu. Çok kişi onun «sovyet iktidarının şarkıcısı» olmasına eleştirdi, ancak Mayskovski kendisi, devrimin, tüm yaşamını beklediği o patlamayı gerçekleştirdiğine inanıyor muydu. O dönemin şiirlerinde, büyük inşaatın bir parçası gibi hissediliyor.
Ancak, en «siyasi» şiirlerinde bile kişisel bir şeyler vardır. Onun Lenin hakkında olan satırları, kendi yalnızlığı, babasını arama, inanma arzusu hakkında da yazılar. Çok dürüsttü, sadece bir «yol arkadaşlığı» olmakla kalmadı. En ideolojize edilmiş metinlerde bile kendisini korudu.
Mayskovski'nin kişisel ölçeği şairlik büyüsüne eşittir. Çok karmaşık bir kişilikti: provokatör ve duyarlı, gürültülü ve yalnız, kamusal ve derin bir şekilde özel. Aşk hikayeleri ayrı bir roman, dram dolu. En bilinenleri Liliya Brik ile olan ilişkisi, onun musası oldu ve Tatyana Yakovleva ile Paris'e gittiği. O aşkla kendini boğdu, odaklandı ve bu aşk şiirlerinde hala en dürüst ifadeler olarak duyuluyor.
Mayskovski rahatsız edici olmakten korkmadı. Resmi bir etkinlikte sarı bir yelekle ortaya çıkabilirdi, arkadaşlarıyla içip masada şiir okuyabilirdi, iktidatla başkalarından daha cesur konuşabilirdi. Sokakta «sözde»ydı, salonlarda «yabancıydı». Dış görünüşü — büyük boy, keskin yüz hatları, derin gözlere — zaten bir çıkıştı. Yeni dünya hakkında yazan değil, kendisi de bu yeni, sınırsız, çelişkili dünyanın bir yansımasıydı.
Ancak, tüm bu dış güçlülüğün arkasında derin bir zayıflık yatıyordu. Mayskovski birçok kez ölüm, intihar, gerekli olmamaktan korktuğunu söyledi. Mektupları ve günlüklerinde, yaşamak isteme arzusu ile anlamsızlık hissi arasındaki sürekli bir mücadele var. Çok büyük olmak zorunda olan biri, ancak destekleyebilecek bir dayanak bulamayan biri.
Mayskovski 1930 yılında, 36 yaşında öldü. Ancak şiiri gitti. O, sadece Rus değil, aynı zamanda dünya kültürünün bir parçası oldu. Onun XX. yüzyıl şiirine olan etkisi çok büyük — Mayskovski'den cesaret, özgürlük, kelimeyi eyleme dönüştürme yeteneği öğreniriz. Şiirleri onlarca dile çevrildi, ismi caddelere, tiyatrolara, enstitülere verildi. O, bir dönemin sembolü oldu.
Ancak, en önemli mirası, gerçek olma yeteneğidir. Komik, korkunç, çirkin, nazik olmak korkusundan kaçınmadı. Kendisini korkmadı. Bu, ölçüsü yazdığı kitapların sayısına değil, yaşamının nasıl geçirdiğine dayanır. İdeal değildi, ancak gerçekti. Ve bu, her nesil için güncel hale getiriyor.
«Dinleyin!» veya «Sizi korkutabilir miyim?» okuduğumuzda, sadece şiirler değil, kendisini yüksek sesle ifade eden, kendisini duyulmasını talep eden bir insanın sesini duyuyoruz. Bugün, yüz yıl sonra, bu ses hala duyuluyor. Çünkü Mayskovski olmak, susmak demek değil. Ve bu, belki de en önemli öğretisi.
Новые публикации: |
Популярные у читателей: |
Новинки из других стран: |
![]() |
Контакты редакции |
О проекте · Новости · Реклама |
Цифровая библиотека Узбекистана © Все права защищены
2020-2026, BIBLIO.UZ - составная часть международной библиотечной сети Либмонстр (открыть карту) Сохраняя наследие Узбекистана |
Россия
Беларусь
Украина
Казахстан
Молдова
Таджикистан
Эстония
Россия-2
Беларусь-2
США-Великобритания
Швеция
Сербия